Vaveyla..


Acı bir ses işitti kulaklarım. Gözünü uykuya yumup, hayata açan biri olarak çıktım yataktan. Görünen köye kılavuz arıyor gibiydi herkes. Ölümü kabullenmeyiş tanrıya yakarış olmaktan çıkıp, bir çeşit isyana dönüşüyordu. Sakalları ile olgunluk temsili olan çocuk ise rahimden çıkan bir bebeğin havayı ilk içine çekmesiyle meydana gelen o içli ağlama sesi ile ağlıyordu.

Olanlara anlam vermek gerekiyordu, anlam ilk defa ademoğluna bu kadar  aptalca geliyordu. 

Ölümün varlığı nasıl anlaşılırdı? Tenin soğuması ya da bedenin hareketsiz kalışı mı bunun bir örneğiydi yoksa inatla açılmamakta çaba harcayan gözler mi?
Ya da…
Kötü haberi kim, hangi ara bu kadar tez yayıyordu da kapı açmaktan yorulan cenaze yakınları kapıyı açık bırakmayı bir çözüm sanıyorlardı.

Toprağa niçin su dökülürdü  ya da ölü niçin son bir kez yıkanırdı  bir çocuk bunları nasıl anlamlandırırdı. Bir  çocuk ölen birinin çenesini bağlıyorsa o çocuk artık nasıl çocuk kalabilirdi…



Rıdvan Özbek
12.Kasım.2015 


Yorumlar

  1. Başarılarınızın devamını dilerim. Akıcı ve fazlasıyla keyifli bir yazı olmuş.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder